Atölyede çeşitli malzemelerimiz bulunuyor hem Çınar için hem benim için. Daha önce kullandığımız materyalleri yavaş yavaş oraya kaydırıyorum. Daha düzenli olabilmek adına, yine de evde bir sürü ey var.. o da ayrı.. neyse... Sabun ve kürdanlarla heykel yapmıştık daha önce bir çok kez. Çınar atölyede bunları istedi benden. Ve sanırım neredeyse bir saat kadar oynadı, oyalandı bunlarla..
Fotoğraf çekme isteklerime verdiği tepki yüzünde...
Gizlice işbaşındayken çekiyorum.. Artık sertleşmeye başladı bu sabunlar, eritip biraraya getirme düşüncem var bakalım ne zaman uygulayabilirim. Yeni sabunlarla devam edecek çalışmalarımız...
Benzer bir çalışma da oyun hamuru ve kürdanlarla yaptık. Hamurları yuvarlayıp kürdanlarla birleştirerek bina-kule yapma çalışması. Bunu göz ucuyla Tübitak'ın deney kartlarında görmüştüm. Ancak bir kaç detay daha vardı sanırım, onları karta bakarak tekrar deneyeceğiz...
Eve gelince de kırtasiyeden yeni aldığımız balık çıkartmalarıyla bir çalışma yaptık. Önce bir kartona mavinin her tonuyla deniz, dalga, kaya ve yosun yaptık. Çok acelemiz vardı hemen yapıştırmalıydık çıkartmaları. Bir çırpıda boyadık denizi. Aslında suluboya daha iyi bir seçenek ama atölyede bırakmışız. En zevkli kısmı çıkartmaları yapıştırmak.
Çıkartmalar çıktıktan sonra elimizde kalan kısmı şablon olarak kullandık. Onu da bir kağıda yapıştırdık önce. Sonra balıkları ve deniz canlılarını boyamaya başladık. Sevimli suratlar ekleyerek. Çok keyifli oldu bence... Hem çıkartmamızın her yerini kullanmış olduk. Bir çıkartmayla iki farklı çalışma. Siz de dener misiniz?
9 Mayıs 2012 Çarşamba
8 Mayıs 2012 Salı
Doğa yürüyüşü yaptık...
Biraz ağaç görmem gerekiyordu. Dağlara doğru vurduk kendimizi, dağ bayır ev olmuş yol olmuş arkadaş.. Azıcık bir orman kenarı kalmış, ona da kendin pişir ye tarzında doldurmuşlar. Bir sürü çöp ormanın içinde... Neden daha duyarlı değiliz çevreye, şu plastikleri yerlere atanlara ne desem bilemiyorum artık... Ne desen boş sanki...
İnsanlardan uzaklaşıp yeşile daha yakın olmak üzere tesislerin kenarlarından yukarı doğru tırmandık, daha yukarda da çalışmlar devam ediyor sanırım seneye orman kırıntısı da kalmayacak.
Çınar yerde bulduğu kuru dal parçalarını topluyor. Kılıç ve benzeri silah olarak kullanmak üzere. Bu sıralar hat safhada savaşmak, savaş aletleri. Erkeklik sanırım böyle bir şey.. Bu zaman dilimi de geçecekmiş, üzerine gitmememiz fişeklememiz lazımmış..
Parkta oynamak için arkadaş da buldu Çınar. Epeyce eğlendi.. Güneş olsa da gölgeler hala soğuk... Gribal durmumuzu bir atlatabilsek...
İnsanlardan uzaklaşıp yeşile daha yakın olmak üzere tesislerin kenarlarından yukarı doğru tırmandık, daha yukarda da çalışmlar devam ediyor sanırım seneye orman kırıntısı da kalmayacak.
Çınar yerde bulduğu kuru dal parçalarını topluyor. Kılıç ve benzeri silah olarak kullanmak üzere. Bu sıralar hat safhada savaşmak, savaş aletleri. Erkeklik sanırım böyle bir şey.. Bu zaman dilimi de geçecekmiş, üzerine gitmememiz fişeklememiz lazımmış..
Parkta oynamak için arkadaş da buldu Çınar. Epeyce eğlendi.. Güneş olsa da gölgeler hala soğuk... Gribal durmumuzu bir atlatabilsek...
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Çınar ilk kez fotoğraf çekiyor...
İlk kez Çınar'ın eline fotoğraf makinesini verdim ve bıraktım.. Düşürürse diye endişe ettiğimden vermemiştim şimdiye kadar ama bir yerden başlamak lazım.. Daha ucuz ve basit bir makine almak gerek Çınar'a özgürce keşfetmesi için. Neyse... İşte Çınar'ın çektiği yüz küsür fotoğraftan bazıları.. Hiç farketmemişim bu kadar çok çektiğini. Dahası da var ancak şimdilik bu kadar örnekle yetinelim..

Annesi çalışırken..
Annesi çalışırken..
Koridordan mutfağa bakış.. (bu kadrajı gelip gidip tekrar çekmiş)

Penceremin perdesini havalandıran rüzgar ;)
Penceremin perdesini havalandıran rüzgar ;)
6 Mayıs 2012 Pazar
daha çok vakit gerek...
Yazmaya ara vermek iyi değil de yazmaya vakit bulmak da çok zor... Geldik evin işleri, çamaşır, yıka ütüle, yerleştir çok çok uzun sürdü... Yapılamayan işler o anda yapmasanız da sizin hafızanızda yer kaplar ve sürekli rahatsız eder ya sizi... işte öyle zamanlar işler uzar gider ve bitmez oluverir birden.. tam da böyle iş bazında upuzun uzayan ama zaman bazında çok kısa gelen iki haftayı geçirdik.... Altınoluk sonrası eve kapanıp sıkmayalım küçük beyimizi diye onun istekleri ve gereklilikleri öncelik taşıyordu.... Sürekli parklarda bahçelerde gezinmelerle...
Bu arada eski oyun arkadaşımız Egemenler'de çok güzel bir oyun günü geçirdik. daha sonra ekleyeceğim onunla ilgili kaydı... O günün akşamı günü güzel bitirelim diye bir de çikolatalı kurabiye yapalım beraber dedik. Çınar da yardım etmek üzere sandalyeyi yanıma getiriyordu ki ayağının hafifçe kaymasıyla çenesini sandalyeye çarpması ve anında bir sene önceki yara yerinin açılması bir oldu. Babası da eve yeni gelmişti hemen acillere taşındık... İlk gittiğimiz poliklinik dikiş atılması gerek deyip bizi Kartal hastanesine yönlendirince fena olduk.. Koşturmaca ve telaş içinde geçirdik bütün akşamı. Sonunda dikiş atılmadan boksörlerin açılan kaşlarına yapıldığı üzere striplerle hallettiler durumu. Evde de çıktıkça yerine yenisini takmaya çalışıyoruz. Ancak mikrop kapmasını nasıl önleyeceğimizi bilemedik zira mersole alerjisi var Çınar'ın. Geçen sene bu yaranın büyümesi de o yüzden olmuştu. Baticon da aynı şeyi yapar mı bilemedim bir deneyeyim dedim. Ama denememle pişman olmam bir oldu. Azıcık değdirmemle hemen fıslayıverdi cildi. Bakalım ne olacak bu yaranın akıbeti.
Üzerine bir de dondurma krizleri ve suyla oynama ısrarları nedeniyle sandığım bir üşütme sonrası ateş hali.. Bebekliğinde hiç ateşlenmeyen Çınar artık pek yemek yemediğinden olsa gerek daha sık ateşlenir oldu. Hastalıklar ve mızmızlıklar uzadıkça başa çıkmak da zorlaşıyor.. Allah'ım sağlıklı bir insan yetiştirebilmem için bana sabır, güç ve akıl sağlığı ver.... Gece gece hiç iyi yerlere gitmedi bu yazı üzgünüm.. Umarım bu hafta iyi başlar ve öyle sürer... iyi haftalar...
Bu arada eski oyun arkadaşımız Egemenler'de çok güzel bir oyun günü geçirdik. daha sonra ekleyeceğim onunla ilgili kaydı... O günün akşamı günü güzel bitirelim diye bir de çikolatalı kurabiye yapalım beraber dedik. Çınar da yardım etmek üzere sandalyeyi yanıma getiriyordu ki ayağının hafifçe kaymasıyla çenesini sandalyeye çarpması ve anında bir sene önceki yara yerinin açılması bir oldu. Babası da eve yeni gelmişti hemen acillere taşındık... İlk gittiğimiz poliklinik dikiş atılması gerek deyip bizi Kartal hastanesine yönlendirince fena olduk.. Koşturmaca ve telaş içinde geçirdik bütün akşamı. Sonunda dikiş atılmadan boksörlerin açılan kaşlarına yapıldığı üzere striplerle hallettiler durumu. Evde de çıktıkça yerine yenisini takmaya çalışıyoruz. Ancak mikrop kapmasını nasıl önleyeceğimizi bilemedik zira mersole alerjisi var Çınar'ın. Geçen sene bu yaranın büyümesi de o yüzden olmuştu. Baticon da aynı şeyi yapar mı bilemedim bir deneyeyim dedim. Ama denememle pişman olmam bir oldu. Azıcık değdirmemle hemen fıslayıverdi cildi. Bakalım ne olacak bu yaranın akıbeti.
Üzerine bir de dondurma krizleri ve suyla oynama ısrarları nedeniyle sandığım bir üşütme sonrası ateş hali.. Bebekliğinde hiç ateşlenmeyen Çınar artık pek yemek yemediğinden olsa gerek daha sık ateşlenir oldu. Hastalıklar ve mızmızlıklar uzadıkça başa çıkmak da zorlaşıyor.. Allah'ım sağlıklı bir insan yetiştirebilmem için bana sabır, güç ve akıl sağlığı ver.... Gece gece hiç iyi yerlere gitmedi bu yazı üzgünüm.. Umarım bu hafta iyi başlar ve öyle sürer... iyi haftalar...
1 Mayıs 2012 Salı
Egemen'lerdeyiz..
Bahar'ın daveti üzerine güzel bir tatil günü Egemenlerde buluştuk. Çınar çok heyecanlıydı. Az sayıdaki erkek arkadaşlarından biri Egemen. Bu yüzden çok önemli! Onunla savaş oyunları oynayabilirmiş. Giderken de su tabancası almamızı istedi. Tedirgin olsam da kıramadım. Hırsız polis, iyi kötü adam kovalamaca yakalamaca oynadılar. Balkondan dışarı doğru su tabacalarını sıktılar, en uzağa doğru...
Oyun hamurları ve aletleriyle oynadılar. Pastalar, kurabiyeler, dondurmalar, hamburger, patates kızartması gibi bir sürü abur cubur yaptılar. :) Elefun ile kelebek yakalamaca oynadılar. Çok sevdiler kelebek yakalamayı epeyce sürdürdüler. Bahar'ın önderliğinde "yağ satarım bal satarım" söylerek mendil kapmaca da oynadılar. Çok çok eğlenceli ve keyifli bir gün oldu. Çok teşekkürler Bahar'cım. Tekrar görüşmek üzere :)
Daha anlatacak çok şey vardı muhtemelen ama üzerinden zaman geçince bir kaç cümle aktarılabiliyor sadece sanırım.. İki buçuk hafta sonra yazsam da gerçek tarihinde yayınlamayı tercih ediyorum.. ;))
Sevgiyle kalın...
Oyun hamurları ve aletleriyle oynadılar. Pastalar, kurabiyeler, dondurmalar, hamburger, patates kızartması gibi bir sürü abur cubur yaptılar. :) Elefun ile kelebek yakalamaca oynadılar. Çok sevdiler kelebek yakalamayı epeyce sürdürdüler. Bahar'ın önderliğinde "yağ satarım bal satarım" söylerek mendil kapmaca da oynadılar. Çok çok eğlenceli ve keyifli bir gün oldu. Çok teşekkürler Bahar'cım. Tekrar görüşmek üzere :)
Daha anlatacak çok şey vardı muhtemelen ama üzerinden zaman geçince bir kaç cümle aktarılabiliyor sadece sanırım.. İki buçuk hafta sonra yazsam da gerçek tarihinde yayınlamayı tercih ediyorum.. ;))
Sevgiyle kalın...
23 Nisan 2012 Pazartesi
günler nasıl geçti Altınoluk'ta anlayamadık...
Denize girecek hava olmadığından, deniz kıyısında kum hiç olmadığından, sitenin içinde ve dışında bulduğumuz kumlar kedi pislikleriyle dolu olduğundan çarşıdan dört torba kum aldı dedesi Çınar'a. Yağmurdan dolayı ilk günler henüz ıslaktı kumlar, oynadıkça güneşte kurudu.
Saatlerce bir torba kumla nasıl oynanır akıl sır erdiremedik ama Çınar'ın çok hoşuna gitti bu olay.
Orada edindiği arkadaşı Ali'yle haylazlık peşinde.. Duvarlara çıkıp tekrar tekrar atlamalar. Koşturmalar, kovalamacalar, hırsız polis oynamacalar...
Hadi bi dur da çekeyim deyince verdiği poz. Ben beğenmediğimi söyleyince de "ben çok beğendim" demesi. Çünkü ninja turtles pozuymuş!!
Doğa gözlemcileri olarak keşif gezisine çıktık. Ağaçlardaki yosunları, çiçekleri, çiçeklerin diplerindeki minicik canlıları, mantarları, karıncaları, solucanları, salyangozları, toprağı, taşı artık ne bulabildiysek araştırdık.
Erkek çocuklarının savaş macerası hiç bitmez!!!
" Mantar"
Yağmurda güneşte, her zaman her yerde oynayabiliriz kumda. Oynandıktan sonra istenmeyen misafirlerden korumak için toplanıyor kum her seferinde altındaki torbayla... Çimenler ıslaksa kaldırımda, yağmur varsa balkonda oynamaya devam...
Çınar'ın bakugan savaşı suluboya resmi.
Sonra etrafınıza bakarak doğa resmi yapın dediğimde yaptığı "yağmurda ağaçlar resmi"
Bu ise "kurumuş ağaç gövdesi" imiş.
Bakçeden topladığımız papatyalar ve çiğdemler..
Arkadaşım diyerek seslendiği Fatmanaz. Fotoğraf çektiğimi görünce Çınar'a haber veriyor Fatmanaz. Ne çok eğlendiler şu kumla.
Güneşli olunca yarı gölgeli alanlarda oynamaya devam. Bu sefer Ali ile.
Üç kafadarlar :)
Sabah uyanıp üzerini değişip hemen kapıyı açıp çıkıp gidiyor Çınar. Haber vermen gerek diye uyarınca "ben bi gezip geleyim" diyor. Arkadaşlarının evine kadar gidip onları çağırarak oyanamaya başlıyor. Bekle ki dönsün Çınar. Ne kahvaltı ne yemek umurunda değil. Pedagogun tavsiyesine uyup istemeyince bişey vermedik. Günlerce doğrudürüst hiç bişey yemedi. Sadece akşamları süt içti. Bu da gelir bu da geçer diyerek bu konuyu uzatmıyorum.... Artık konuşmuyoruz bu konu üzerine...
Çim adamımızın saçları nihayet çıktı. Kel korsan oldu saçlı korsan...
Son gün güneş nihayet yüzünü gösterdi. Sahilde keyif yaptık hep beraber. Babamız da bizi almaya geldi.
Doğayla başbaşa olmak ne güzel geliyor çocuklara aslında ama ne mümkün buralarda, site içinde dahi olsa başında olman lazım.
Anneannenin doğumgününü de bir gün önceden kutladık. 23 nisan'da yolda olacağız çünkü. İyi ki doğdun iki varsın anneciğim!!!!
Saatlerce bir torba kumla nasıl oynanır akıl sır erdiremedik ama Çınar'ın çok hoşuna gitti bu olay.
Orada edindiği arkadaşı Ali'yle haylazlık peşinde.. Duvarlara çıkıp tekrar tekrar atlamalar. Koşturmalar, kovalamacalar, hırsız polis oynamacalar...
Hadi bi dur da çekeyim deyince verdiği poz. Ben beğenmediğimi söyleyince de "ben çok beğendim" demesi. Çünkü ninja turtles pozuymuş!!
Doğa gözlemcileri olarak keşif gezisine çıktık. Ağaçlardaki yosunları, çiçekleri, çiçeklerin diplerindeki minicik canlıları, mantarları, karıncaları, solucanları, salyangozları, toprağı, taşı artık ne bulabildiysek araştırdık.
Erkek çocuklarının savaş macerası hiç bitmez!!!
" Mantar"
Yağmurda güneşte, her zaman her yerde oynayabiliriz kumda. Oynandıktan sonra istenmeyen misafirlerden korumak için toplanıyor kum her seferinde altındaki torbayla... Çimenler ıslaksa kaldırımda, yağmur varsa balkonda oynamaya devam...
Çınar'ın bakugan savaşı suluboya resmi.
Sonra etrafınıza bakarak doğa resmi yapın dediğimde yaptığı "yağmurda ağaçlar resmi"
Bu ise "kurumuş ağaç gövdesi" imiş.
Bakçeden topladığımız papatyalar ve çiğdemler..
Arkadaşım diyerek seslendiği Fatmanaz. Fotoğraf çektiğimi görünce Çınar'a haber veriyor Fatmanaz. Ne çok eğlendiler şu kumla.
Güneşli olunca yarı gölgeli alanlarda oynamaya devam. Bu sefer Ali ile.
Üç kafadarlar :)
Sabah uyanıp üzerini değişip hemen kapıyı açıp çıkıp gidiyor Çınar. Haber vermen gerek diye uyarınca "ben bi gezip geleyim" diyor. Arkadaşlarının evine kadar gidip onları çağırarak oyanamaya başlıyor. Bekle ki dönsün Çınar. Ne kahvaltı ne yemek umurunda değil. Pedagogun tavsiyesine uyup istemeyince bişey vermedik. Günlerce doğrudürüst hiç bişey yemedi. Sadece akşamları süt içti. Bu da gelir bu da geçer diyerek bu konuyu uzatmıyorum.... Artık konuşmuyoruz bu konu üzerine...
Çim adamımızın saçları nihayet çıktı. Kel korsan oldu saçlı korsan...
Son gün güneş nihayet yüzünü gösterdi. Sahilde keyif yaptık hep beraber. Babamız da bizi almaya geldi.
Doğayla başbaşa olmak ne güzel geliyor çocuklara aslında ama ne mümkün buralarda, site içinde dahi olsa başında olman lazım.
Anneannenin doğumgününü de bir gün önceden kutladık. 23 nisan'da yolda olacağız çünkü. İyi ki doğdun iki varsın anneciğim!!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


