Biraz ağaç görmem gerekiyordu. Dağlara doğru vurduk kendimizi, dağ bayır ev olmuş yol olmuş arkadaş.. Azıcık bir orman kenarı kalmış, ona da kendin pişir ye tarzında doldurmuşlar. Bir sürü çöp ormanın içinde... Neden daha duyarlı değiliz çevreye, şu plastikleri yerlere atanlara ne desem bilemiyorum artık... Ne desen boş sanki...
İnsanlardan uzaklaşıp yeşile daha yakın olmak üzere tesislerin kenarlarından yukarı doğru tırmandık, daha yukarda da çalışmlar devam ediyor sanırım seneye orman kırıntısı da kalmayacak.
Çınar yerde bulduğu kuru dal parçalarını topluyor. Kılıç ve benzeri silah olarak kullanmak üzere. Bu sıralar hat safhada savaşmak, savaş aletleri. Erkeklik sanırım böyle bir şey.. Bu zaman dilimi de geçecekmiş, üzerine gitmememiz fişeklememiz lazımmış..
Parkta oynamak için arkadaş da buldu Çınar. Epeyce eğlendi.. Güneş olsa da gölgeler hala soğuk... Gribal durmumuzu bir atlatabilsek...
8 Mayıs 2012 Salı
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Çınar ilk kez fotoğraf çekiyor...
İlk kez Çınar'ın eline fotoğraf makinesini verdim ve bıraktım.. Düşürürse diye endişe ettiğimden vermemiştim şimdiye kadar ama bir yerden başlamak lazım.. Daha ucuz ve basit bir makine almak gerek Çınar'a özgürce keşfetmesi için. Neyse... İşte Çınar'ın çektiği yüz küsür fotoğraftan bazıları.. Hiç farketmemişim bu kadar çok çektiğini. Dahası da var ancak şimdilik bu kadar örnekle yetinelim..

Annesi çalışırken..
Annesi çalışırken..
Koridordan mutfağa bakış.. (bu kadrajı gelip gidip tekrar çekmiş)

Penceremin perdesini havalandıran rüzgar ;)
Penceremin perdesini havalandıran rüzgar ;)
6 Mayıs 2012 Pazar
daha çok vakit gerek...
Yazmaya ara vermek iyi değil de yazmaya vakit bulmak da çok zor... Geldik evin işleri, çamaşır, yıka ütüle, yerleştir çok çok uzun sürdü... Yapılamayan işler o anda yapmasanız da sizin hafızanızda yer kaplar ve sürekli rahatsız eder ya sizi... işte öyle zamanlar işler uzar gider ve bitmez oluverir birden.. tam da böyle iş bazında upuzun uzayan ama zaman bazında çok kısa gelen iki haftayı geçirdik.... Altınoluk sonrası eve kapanıp sıkmayalım küçük beyimizi diye onun istekleri ve gereklilikleri öncelik taşıyordu.... Sürekli parklarda bahçelerde gezinmelerle...
Bu arada eski oyun arkadaşımız Egemenler'de çok güzel bir oyun günü geçirdik. daha sonra ekleyeceğim onunla ilgili kaydı... O günün akşamı günü güzel bitirelim diye bir de çikolatalı kurabiye yapalım beraber dedik. Çınar da yardım etmek üzere sandalyeyi yanıma getiriyordu ki ayağının hafifçe kaymasıyla çenesini sandalyeye çarpması ve anında bir sene önceki yara yerinin açılması bir oldu. Babası da eve yeni gelmişti hemen acillere taşındık... İlk gittiğimiz poliklinik dikiş atılması gerek deyip bizi Kartal hastanesine yönlendirince fena olduk.. Koşturmaca ve telaş içinde geçirdik bütün akşamı. Sonunda dikiş atılmadan boksörlerin açılan kaşlarına yapıldığı üzere striplerle hallettiler durumu. Evde de çıktıkça yerine yenisini takmaya çalışıyoruz. Ancak mikrop kapmasını nasıl önleyeceğimizi bilemedik zira mersole alerjisi var Çınar'ın. Geçen sene bu yaranın büyümesi de o yüzden olmuştu. Baticon da aynı şeyi yapar mı bilemedim bir deneyeyim dedim. Ama denememle pişman olmam bir oldu. Azıcık değdirmemle hemen fıslayıverdi cildi. Bakalım ne olacak bu yaranın akıbeti.
Üzerine bir de dondurma krizleri ve suyla oynama ısrarları nedeniyle sandığım bir üşütme sonrası ateş hali.. Bebekliğinde hiç ateşlenmeyen Çınar artık pek yemek yemediğinden olsa gerek daha sık ateşlenir oldu. Hastalıklar ve mızmızlıklar uzadıkça başa çıkmak da zorlaşıyor.. Allah'ım sağlıklı bir insan yetiştirebilmem için bana sabır, güç ve akıl sağlığı ver.... Gece gece hiç iyi yerlere gitmedi bu yazı üzgünüm.. Umarım bu hafta iyi başlar ve öyle sürer... iyi haftalar...
Bu arada eski oyun arkadaşımız Egemenler'de çok güzel bir oyun günü geçirdik. daha sonra ekleyeceğim onunla ilgili kaydı... O günün akşamı günü güzel bitirelim diye bir de çikolatalı kurabiye yapalım beraber dedik. Çınar da yardım etmek üzere sandalyeyi yanıma getiriyordu ki ayağının hafifçe kaymasıyla çenesini sandalyeye çarpması ve anında bir sene önceki yara yerinin açılması bir oldu. Babası da eve yeni gelmişti hemen acillere taşındık... İlk gittiğimiz poliklinik dikiş atılması gerek deyip bizi Kartal hastanesine yönlendirince fena olduk.. Koşturmaca ve telaş içinde geçirdik bütün akşamı. Sonunda dikiş atılmadan boksörlerin açılan kaşlarına yapıldığı üzere striplerle hallettiler durumu. Evde de çıktıkça yerine yenisini takmaya çalışıyoruz. Ancak mikrop kapmasını nasıl önleyeceğimizi bilemedik zira mersole alerjisi var Çınar'ın. Geçen sene bu yaranın büyümesi de o yüzden olmuştu. Baticon da aynı şeyi yapar mı bilemedim bir deneyeyim dedim. Ama denememle pişman olmam bir oldu. Azıcık değdirmemle hemen fıslayıverdi cildi. Bakalım ne olacak bu yaranın akıbeti.
Üzerine bir de dondurma krizleri ve suyla oynama ısrarları nedeniyle sandığım bir üşütme sonrası ateş hali.. Bebekliğinde hiç ateşlenmeyen Çınar artık pek yemek yemediğinden olsa gerek daha sık ateşlenir oldu. Hastalıklar ve mızmızlıklar uzadıkça başa çıkmak da zorlaşıyor.. Allah'ım sağlıklı bir insan yetiştirebilmem için bana sabır, güç ve akıl sağlığı ver.... Gece gece hiç iyi yerlere gitmedi bu yazı üzgünüm.. Umarım bu hafta iyi başlar ve öyle sürer... iyi haftalar...
1 Mayıs 2012 Salı
Egemen'lerdeyiz..
Bahar'ın daveti üzerine güzel bir tatil günü Egemenlerde buluştuk. Çınar çok heyecanlıydı. Az sayıdaki erkek arkadaşlarından biri Egemen. Bu yüzden çok önemli! Onunla savaş oyunları oynayabilirmiş. Giderken de su tabancası almamızı istedi. Tedirgin olsam da kıramadım. Hırsız polis, iyi kötü adam kovalamaca yakalamaca oynadılar. Balkondan dışarı doğru su tabacalarını sıktılar, en uzağa doğru...
Oyun hamurları ve aletleriyle oynadılar. Pastalar, kurabiyeler, dondurmalar, hamburger, patates kızartması gibi bir sürü abur cubur yaptılar. :) Elefun ile kelebek yakalamaca oynadılar. Çok sevdiler kelebek yakalamayı epeyce sürdürdüler. Bahar'ın önderliğinde "yağ satarım bal satarım" söylerek mendil kapmaca da oynadılar. Çok çok eğlenceli ve keyifli bir gün oldu. Çok teşekkürler Bahar'cım. Tekrar görüşmek üzere :)
Daha anlatacak çok şey vardı muhtemelen ama üzerinden zaman geçince bir kaç cümle aktarılabiliyor sadece sanırım.. İki buçuk hafta sonra yazsam da gerçek tarihinde yayınlamayı tercih ediyorum.. ;))
Sevgiyle kalın...
Oyun hamurları ve aletleriyle oynadılar. Pastalar, kurabiyeler, dondurmalar, hamburger, patates kızartması gibi bir sürü abur cubur yaptılar. :) Elefun ile kelebek yakalamaca oynadılar. Çok sevdiler kelebek yakalamayı epeyce sürdürdüler. Bahar'ın önderliğinde "yağ satarım bal satarım" söylerek mendil kapmaca da oynadılar. Çok çok eğlenceli ve keyifli bir gün oldu. Çok teşekkürler Bahar'cım. Tekrar görüşmek üzere :)
Daha anlatacak çok şey vardı muhtemelen ama üzerinden zaman geçince bir kaç cümle aktarılabiliyor sadece sanırım.. İki buçuk hafta sonra yazsam da gerçek tarihinde yayınlamayı tercih ediyorum.. ;))
Sevgiyle kalın...
23 Nisan 2012 Pazartesi
günler nasıl geçti Altınoluk'ta anlayamadık...
Denize girecek hava olmadığından, deniz kıyısında kum hiç olmadığından, sitenin içinde ve dışında bulduğumuz kumlar kedi pislikleriyle dolu olduğundan çarşıdan dört torba kum aldı dedesi Çınar'a. Yağmurdan dolayı ilk günler henüz ıslaktı kumlar, oynadıkça güneşte kurudu.
Saatlerce bir torba kumla nasıl oynanır akıl sır erdiremedik ama Çınar'ın çok hoşuna gitti bu olay.
Orada edindiği arkadaşı Ali'yle haylazlık peşinde.. Duvarlara çıkıp tekrar tekrar atlamalar. Koşturmalar, kovalamacalar, hırsız polis oynamacalar...
Hadi bi dur da çekeyim deyince verdiği poz. Ben beğenmediğimi söyleyince de "ben çok beğendim" demesi. Çünkü ninja turtles pozuymuş!!
Doğa gözlemcileri olarak keşif gezisine çıktık. Ağaçlardaki yosunları, çiçekleri, çiçeklerin diplerindeki minicik canlıları, mantarları, karıncaları, solucanları, salyangozları, toprağı, taşı artık ne bulabildiysek araştırdık.
Erkek çocuklarının savaş macerası hiç bitmez!!!
" Mantar"
Yağmurda güneşte, her zaman her yerde oynayabiliriz kumda. Oynandıktan sonra istenmeyen misafirlerden korumak için toplanıyor kum her seferinde altındaki torbayla... Çimenler ıslaksa kaldırımda, yağmur varsa balkonda oynamaya devam...
Çınar'ın bakugan savaşı suluboya resmi.
Sonra etrafınıza bakarak doğa resmi yapın dediğimde yaptığı "yağmurda ağaçlar resmi"
Bu ise "kurumuş ağaç gövdesi" imiş.
Bakçeden topladığımız papatyalar ve çiğdemler..
Arkadaşım diyerek seslendiği Fatmanaz. Fotoğraf çektiğimi görünce Çınar'a haber veriyor Fatmanaz. Ne çok eğlendiler şu kumla.
Güneşli olunca yarı gölgeli alanlarda oynamaya devam. Bu sefer Ali ile.
Üç kafadarlar :)
Sabah uyanıp üzerini değişip hemen kapıyı açıp çıkıp gidiyor Çınar. Haber vermen gerek diye uyarınca "ben bi gezip geleyim" diyor. Arkadaşlarının evine kadar gidip onları çağırarak oyanamaya başlıyor. Bekle ki dönsün Çınar. Ne kahvaltı ne yemek umurunda değil. Pedagogun tavsiyesine uyup istemeyince bişey vermedik. Günlerce doğrudürüst hiç bişey yemedi. Sadece akşamları süt içti. Bu da gelir bu da geçer diyerek bu konuyu uzatmıyorum.... Artık konuşmuyoruz bu konu üzerine...
Çim adamımızın saçları nihayet çıktı. Kel korsan oldu saçlı korsan...
Son gün güneş nihayet yüzünü gösterdi. Sahilde keyif yaptık hep beraber. Babamız da bizi almaya geldi.
Doğayla başbaşa olmak ne güzel geliyor çocuklara aslında ama ne mümkün buralarda, site içinde dahi olsa başında olman lazım.
Anneannenin doğumgününü de bir gün önceden kutladık. 23 nisan'da yolda olacağız çünkü. İyi ki doğdun iki varsın anneciğim!!!!
Saatlerce bir torba kumla nasıl oynanır akıl sır erdiremedik ama Çınar'ın çok hoşuna gitti bu olay.
Orada edindiği arkadaşı Ali'yle haylazlık peşinde.. Duvarlara çıkıp tekrar tekrar atlamalar. Koşturmalar, kovalamacalar, hırsız polis oynamacalar...
Hadi bi dur da çekeyim deyince verdiği poz. Ben beğenmediğimi söyleyince de "ben çok beğendim" demesi. Çünkü ninja turtles pozuymuş!!
Doğa gözlemcileri olarak keşif gezisine çıktık. Ağaçlardaki yosunları, çiçekleri, çiçeklerin diplerindeki minicik canlıları, mantarları, karıncaları, solucanları, salyangozları, toprağı, taşı artık ne bulabildiysek araştırdık.
Erkek çocuklarının savaş macerası hiç bitmez!!!
" Mantar"
Yağmurda güneşte, her zaman her yerde oynayabiliriz kumda. Oynandıktan sonra istenmeyen misafirlerden korumak için toplanıyor kum her seferinde altındaki torbayla... Çimenler ıslaksa kaldırımda, yağmur varsa balkonda oynamaya devam...
Çınar'ın bakugan savaşı suluboya resmi.
Sonra etrafınıza bakarak doğa resmi yapın dediğimde yaptığı "yağmurda ağaçlar resmi"
Bu ise "kurumuş ağaç gövdesi" imiş.
Bakçeden topladığımız papatyalar ve çiğdemler..
Arkadaşım diyerek seslendiği Fatmanaz. Fotoğraf çektiğimi görünce Çınar'a haber veriyor Fatmanaz. Ne çok eğlendiler şu kumla.
Güneşli olunca yarı gölgeli alanlarda oynamaya devam. Bu sefer Ali ile.
Üç kafadarlar :)
Sabah uyanıp üzerini değişip hemen kapıyı açıp çıkıp gidiyor Çınar. Haber vermen gerek diye uyarınca "ben bi gezip geleyim" diyor. Arkadaşlarının evine kadar gidip onları çağırarak oyanamaya başlıyor. Bekle ki dönsün Çınar. Ne kahvaltı ne yemek umurunda değil. Pedagogun tavsiyesine uyup istemeyince bişey vermedik. Günlerce doğrudürüst hiç bişey yemedi. Sadece akşamları süt içti. Bu da gelir bu da geçer diyerek bu konuyu uzatmıyorum.... Artık konuşmuyoruz bu konu üzerine...
Çim adamımızın saçları nihayet çıktı. Kel korsan oldu saçlı korsan...
Son gün güneş nihayet yüzünü gösterdi. Sahilde keyif yaptık hep beraber. Babamız da bizi almaya geldi.
Doğayla başbaşa olmak ne güzel geliyor çocuklara aslında ama ne mümkün buralarda, site içinde dahi olsa başında olman lazım.
Anneannenin doğumgününü de bir gün önceden kutladık. 23 nisan'da yolda olacağız çünkü. İyi ki doğdun iki varsın anneciğim!!!!
12 Nisan 2012 Perşembe
Anneanne ve dedeyi Altınoluk'a götürdük...
Anneanne ve dedeyi Altınoluk'a götürdük... Biz de nasiplenelim Nisan'da Kaz dağları havasından istedik... Yağmur bize fırsat vermemek için uğraştıysa da yağmurda çamurda sokaklardaydık. Daha doğrusu Çınar "ben bi gezip geleyim" diyerek evden çıkar anne peşinden.. İlk bir iki gün deriden izlemekle sonradan evde bekleyip karanlık olduğunda çağırmakla yetinir.
İlk gün attık hemen kendimizi kapılara, deniz kıyısına gittik montları üstüste giyerek elimize kovamızı ve kürekleri alarak. Taşlara, kozalaklara, denizin kıyıya armağan ettiklerine bakarak, inceleyerek ve yapılabilecek muhtemel şeyleri yaparak...
Giderken yol kenarlarındaki çiçeklenmiş ağaçları inceleyerek..
Yeni filizlenmiş ağaçlara, doğanın mucizesine tanıklık ederek...
Toprağı kazıp solucanları toplayıp kovaya doldurduk, solucan evi yaptık. Sonraki günlerde yirmi solucana kadar genişlettik solucan ailemizi... Yemeleri için biraz toprak, biraz ot, biraz kum...
Ben her bahar aşık olurum.... diye bir şarkı vardı... nasıl olunmaz ki....???
İlk gün attık hemen kendimizi kapılara, deniz kıyısına gittik montları üstüste giyerek elimize kovamızı ve kürekleri alarak. Taşlara, kozalaklara, denizin kıyıya armağan ettiklerine bakarak, inceleyerek ve yapılabilecek muhtemel şeyleri yaparak...
Giderken yol kenarlarındaki çiçeklenmiş ağaçları inceleyerek..
Yeni filizlenmiş ağaçlara, doğanın mucizesine tanıklık ederek...
Toprağı kazıp solucanları toplayıp kovaya doldurduk, solucan evi yaptık. Sonraki günlerde yirmi solucana kadar genişlettik solucan ailemizi... Yemeleri için biraz toprak, biraz ot, biraz kum...
Ben her bahar aşık olurum.... diye bir şarkı vardı... nasıl olunmaz ki....???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


