9 Şubat 2012 Perşembe

Kuş çıkartmalarının bize yaptırdıkları..

Günlerdir Meraklı Minik dergisinin bir sayısından çıkmış kuş çıkartmalarıyla resim yapmak istiyor Çınar. Kuşları inceleyen dergiyi epeyce incelemiştik zamanında. Kuşları kondurmak için ağaçlar, ve bazılarını kondurmak için de sazlıkların olduğu göl yapmamız gerektiği konusunda anlaşmıştık. Ancak kaç gündür çalıştığımdan fırsat bulamamıştık. Bugün çok fırsatımız vardı sanki. ;)) Oyun grubu arkadaşları gittikten sonra hem yemek yeyip hem de kolajımızı yapmaya başladık.

 Önce gölün yerini işaretledik. Daha önce Avustralya kolajında yaptığımız gibi mavi pelur kağıtlarını yırtıp yapıştırdık. Bir gün önce aldığım böcek yapıştırmalarını yapıştırmaya hemen başladı Çınar. Böcekler ne yiyecekler. Tırtıllar yaprak ister, arılar çiçek ister derken. Yapmamız gerekenler belirginleşti. Tırtıklı makasla ağaç, yaprak, ot benzeri şeyler kestik yeşil kağıttan. Aslında pek de benzemiyorlar ama ben öyle görmeyi seviyorum. :)
 Gökyüzünü de aynı mavi pelur kağıdı ile kapladık. Ağaçların gövdelerini ve dallarını kahverengi ve siyah kalemlerle çizdik. Yeşil kalemlerle olabildiğince çok karalama yaparak birsürü ot çizdik. Hatta üç farklı tonda yeşil kalemle aynı anda çizmeye çalıştı Çınar. Onlar yetmedi sihirli kalemlerimiz girdi işin içine.. Kahverengi ve yeşil olan kalemle karalamalar yaparak istediğimiz yerlerini yeşil çimene dönüştürdük. Kahverengiler dal oldu..
 Net olabilseymiş iyi olacakmış ;)
 Dergiden çıkan çıkartmaların etrafında çok fazla beyaz alan var. Onları mümkün olduğunca kestim. Resmimize müdahele etmesin diye.. Sonra işin zevkli kısmı kuşları dallara kondurmaca, göle daldırıp balık avlatmaca, yerde dolaştırmaca- belki yılan onu yer diye-  belki de kuş yerdeki böcekleri yer diye..
 Uzun bacaklı kuşlar gölde dolaşıp, balık ve benzeri şeyler avlıyorlar.

 Arıların uçtuğu yere çiçeğimsi şeyler karalıyoruz..
 Çınar bir yandan ton balığını yiyor :)) Ben de balığı seviyorum kuşlar da diyor...
 Çok güzel oldu resmimiz.. Bakmaya doyamıyoruz...
 Çınar kuşların hikayelreini anlatıyor. Ve diğer hayvanların. Bir hikayeye göre yapıştırdı onları çünkü. En çok da kuşların balık yemelerini seviyor.. Bir ağaçta da bukalemunumuz var. Diliyle böcekleri nasıl yakaladığını anlatıyor Çınar..
 Bir yandan Meraklı Minik'in verdiği Yaz Ziyaretçisi Kuşlar kitabını bulup inceliyoruz. Kuşları doğru yerlere yerleştirdik mi diye bakıyoruz. Hangi kuş nerelerde dolaşırmış. Bu çıkartmalardaki bütün kuşlar var o kitapçıkta. Hem isimlerini de okuyoruz.. O kadar çok kuşu akılda tutmak biraz zor ama.. Bülbül olduğunu öğrendiğimiz çıkartmayı göle yapıştırarak yanlış yapmış olduğumuzu farkediyoruz. Onu alıp dala konduruyoruz.. Bu böyle devam ediyor...
 Resmiyle birlikte elini de çekmemi istiyor Çınar.
Elleriyle poz veren-daha doğrusu vermeyen Çınar.
 Çok sevdim ben bu olayı. Böcek çıkartmaları farklı kaynaktan olduğundan kuş kadar büyük böcekler ama olsun.. Sürreal de olabilir resmimiz, ya da böceklere olan tutkumuzu belirtmek üzere ekspresif bir tavırla da büyük yapmış olabiliriz. ;))

 İşte resmin son hali... Süper değil mii???

 Bu kadar resim yapmak yetmemiş Çınar'a. Suluboya da yapalım. Olur! Önce elleriyle baskı yaptı. Ben çay alıp gelinceye kadar (anlattığına göre) parmaklarını önce suya sonra da suluboyanın tüm boyalarına sürerek. Rengarenk izler yapmış. Çok güzel olmuş ama çekmemişim onu.(Bir ara çekerim.) Rengarenk ve bir sürü ahtapot yaptığını söylüyor. Daha önce el baskısından ahtapot yapmıştık(bir yıldan fazla oldu sanırım), duvarında asılı duruyor. Resmin içinde balık baskısı da vardı, benim bir kemer atığından çıkardığım bir şekilden. Ben onu bulmaya gittim.Bu arada Çınar da denizi ve dalgaları yapacaktı.Yukarda gördüğünüz üzere yapmış hemencecik. Baskı için kullandığımız ıvır zıvır kutusunu getirdim. O balığı bulamadık, ama daha güzel bir fikir geldi bir anda.. Kutudan çıkan bir plastik file balık ağı olacaktı.Serüven başlıyor!!!
 eeee.... karışık malzeme kullanmaya başladık. Daha da çeşitlendirelim. Balıkları da keçe niyetine bulaşık süngerinden yapalım. Pembe ve sarı keçelerden balık şekilleri kestik. Çınar birini keserken biraz kuyruğunu kesti ama olsun dedik. Diğerlerini ben kestim maalesef. Çınar da balıkları kendisi yapıştırıyor. Bir yandan da "ben bu kendim yapma işini çok sevdim anne" diye heyecanlı heyecanlı konuşuyor. Ben de fotoğraf çekmeye ara verip kameraya kaydediyorum.
 Balıkları denize dağıttık. Şimdi ağ atma zamanı..
 Çınar önce oyun gibi ağı atıyor, topluyor. Yapıştırmadan önce toplayabiliyordu ama artık toplayamıyor tabi.. Bu arada "Duyularımız" kitabındaki ağ toplayan balıkçılar sayfası aklıma geliyor. Üşenmiyoruz arıyoruz buluyoruz.
 Fileden ağımızı bantla yapıştırıyoruz. Üstten doğru..
 Çınar teknesinden ağı çekerek balıkları tutacak. Bir tekne çiziyorum başka bir kağıda Çınar boyuyor. Ama boyama işinin uzun sürmesini de sevmiyor bir yandan. Ama yine de boyuyor. Tekneyi yukarıya yapıştırıyoruz. Üzerine de Çınar'ın bir fotoğrafını keserek yapıştırıyoruz. İşte Çınar ağı topluyor!!!!
Çok güzel bir karışık malzeme, karışık teknik örneği ile daha öğrenme serüvenimize devam ediyoruz...Denizler, ormanlar, hayvanlar daha çok şey var öğrenecek.... Yaşasın!!!

Bu arada balık tutma olayında haberlerde izlediğimiz Hindistan'da tutulan bilmem kaç tonluk köpek balığının da payı var. Çınar o haberi izleyince köpek balığını tutmasınlar. Olamaz!!! diyerek ağlamaya başladı ben de o ağı denize atarak onu bırakacaklarını söylemek durumunda kaldım. ;)

Gece yatarken tabi ki Duyular kitabını okuyoruz. Minicik bir bebekken resimlerine çok severek baktığımız, hikayeler uydurduğum ve baka baka en çok eskittiğimiz kitabı... Son iki haftadır gece yatarken hiç okumadığımız bir kitap okuyalım diyor. Hiç okumadığımız kitap bulmak zor. Ben de geçen saydım yetmişi geçmiş, ne kadar çok kitabı var derken olmadı bu iş. Keşke ödünç kitap alabileceğimiz güzel bir çocuk kütüphanesi olsa. Yabancı bloglarda görüp özeniyorum sadece. Ya da burda da vardır da ben bilmiyorumdur. Öyle mi??

nihayet buluştuk :))

Çok uzuuun aralardan sonra nihayet oyun grubu arkadaşlarımızla görüştük... İrem'i uzun zamandır görmemiştik, Çınar bu uzun süre zarfında arkadaşlarıyla oyuncak paylaşmayı unutmuş gibi yaptı ilk başta. Önce sevinçten utanmalar sonra ne yaptığını bilmezlikler sergiledi maalesef. Ela ve Ece de gelince daha iyi kaynaştılar.

 
İlk aktivitemiz hazırladığım tuz hamuru ile kalıplarla şekil oluşturmaca, sonra da üzerine pullar çiçekler boncuklar yerleştirme. Üzerine açtığımız birer delik ile kuruduklarında "sevgililer günü" temasına hafiften dokunduran birer güzel kolye olacak. Çınar da anahtarlık yapacak, birini de Rüya ablasına hediye edecek.



Hamurun tarifi: 4 bardak un, 1 bardak tuz, 1 bardak su (Ben bu ölçünün dörtte birini kullandım sanırım.) Ayrıca minick bir gıda boyası damlası, biraz da sim.

İyice yoğurulup, poşette saklanabilir. Üzerine eriyen bişeyler yapıştırılmadığı sürece de fırında 150 derecede sertleşmesi için pişirilebilir.

 
Bir sonraki aktivite ise kalp şeklinde pencereler açıp, beyaz sprey boya ile boyadığım tuvalet kağıdı rulolarını süslemek. Ve pencerelere fotoğraflarımızı yapıştırmak.



 
pullarla ve simli yapıştırıcılarla süslendi. Simli yapıştırıcı bütün çocukların favorisi. Bir de kullanması bu kadar zor olmasa. Hem bastırıp hem resim yapmak zor. Çınar ise işin kolayını bulmuş. Fışırt diye bütün yapıştırıcı boca ediyor. :)) Bu süsleme olayından sonra Çınar'ın getirdiği kağıtlara simli yapıştırıcı ile yaptıkları serbest çalışmaları da ekleyeceğim.

 
Büyük ciddiyetle pullar, çiçekler yapıştırılıyor.

 
Annesi isimleri yazmayı ihmal etmemiş. Biz de kopya ettik hemen. ;))

İrem ve süsü. Bu süsleri üst yanlarından delip kurdela geçirerek biryerlere asmayı düşünmüştüm.
Ancak delmeyi beceremedim. Belki sonra tekrar deneriz.
 Parti olur da pastasız olur mu?
Çınar'ın isteği üzerine: isteği şöyle açmalıyım. Aralık'ta gittiğimiz Esra'nın doğumgününde çok aç kalmıştı ve ilk defa bir dilim pasta yemişti, hatta ikinci dilimi de yemiş. O pastayı hatırlatmak amacıyla "hani Esra'nın doğumgünündeki pasta varya ondan yapar mısın annecim?" Esra da onun arkadaşı ya... ;)) düğünü doğum günü olarak anımsaması da ayrıca hoş :))
Neyse Çınar'ın isteği üzerine sade bir pasta yapılmaya çalışılır. Pandispanya keki ve krem şanti ile ve çukulata parçacıkları ile. Kişisel olarak ben krem şantiden hiç hazzetmem o yüzden yapabildiğim en küçük pastayı yaptım. Partiden sonra artmasın diye. Hakikaten minyatür bir pasta oldu. Gerçi yine de durmadım aralara çikolatalı puding de koydum. Çok çok az bir krem şantiyle kapladım dışını. Ve renkli şekerlerle süsledik. Üzerine damla  çikolatalardan kalp şekli yapmayı da ihmal etmedim. (Gerçi fotoğraflamayı ihmal etmişim ama olsun.) Pasta tarifi de vermiş oldum kendimi kaptırıp... ;))

 Pasta olur da mum onlarca kez üflenmeden olur mu? Olmaz!!! Üfledik!! pek çok kez. Ama "iyi ki doğdun demedik" dedi İrem. :))
 Minicik ama üç katlı bir pasta :))
 Biraz da olsa pastadan yiyen Çınar :))

 Tatlıyı çok seven Ece pastadan sonra üç renkli pudinge geçti. En üstünü pembe yapmazsak olmaz. Valentines...


 Atıştırma sonraso odada kendi kendilerine oynayan miniklere kısa bir göz gezdirme.. Üçüncü aktiviteye zaman kalmadı maalesef. Oysa ben hazırlamak için gece çok uğraşmıştım ;)) Artık haftaya Tuğçe'lere götürücez..
 İrem Tuğçe'yi çekti.
 Ela ile poz vermek isteyenler sıraya geçsin. Dudağının kenarında çikolatası duruyor ;))
Ela'nın sol yanını paylaşamayan Çınar ve İrem. Çınar'ın sert erkeksi hareketleri sonucu arbede(!) Ah bu erkek çocuklar ve onlara dayatılan roller. Her ne kadar korumaya çalışsak bile Arabalar 2 gibi bir film ile şiddet dolu. Sonra Kungfu Panda ve savaşma halleri...  savaş!!!! Çınar'ın en çok sevdiği şeylerden biri maalesef.... Bakalım nasıl düzelteceğiz....

8 Şubat 2012 Çarşamba

çok güzel bir günün ardından uykusuz ve yorgunum... ;))

çok güzel bir günün ardından uykusuz ve yorgunum... ;)) Arkadaşlarım beni anlamıştır. Bugünün özetini yarın geçeceğim artık. Siz gittikten sonra da durmadık anacım.. yukardaki küçük bir ipucu...
Fotolar için:tık tık. Sizden gelecek fotoları da bekliyorum ...

Keyifli akşamlar.....
......ah biraz uyuyabilsem ;))

3 Şubat 2012 Cuma

uçan balıklarımız :)

 kağıt tabaktan nemo balığımız. Her zamanki gibi sadece resmini kopyalayıp sakladığım ve kaynağını bilemediğim faaliyetlerimizden ikisi. Tabağı suluboya, keçeli kalem, akrilik gibi boyalarla boyamayı denedik. Hepsinden biraz var, hangisi daha başarılı oldu hatırlamıyorum.  Turuncu kağıttan da yüzgeç ve kuyruk kesip yapıştırdık. Bir de oynar göz kondurduk nemo balığımız hazır. Misina ile bağladık kornişe ama sürekli banttan kurtuluyor misina ve düşüyorlar.
Nemonun altındaki de cd'den yaptığımız süslü balık. Cdnin üzerine pullar yapıştırdık. Mavi kağıttan yüzgeçler, kuyruk ve dudak. Çok sevimli bir kokoş balık oldu. Tek sorunumuz misinada tutamamak.
Benim  gibi resmine bakarak yapabilirsiniz umarım. Keyifle :))

2 Şubat 2012 Perşembe

karlıtepede kayma keyfi :))

 Çok uzun zamandır görüşemediğimiz oyun grubu arkadaşlarımız karlıtepemizde kaymaya geldiler.. Ne de iyi ettiler. Bu sayede biz de günlerdir ilk defa dışarı çıkmış olduk. Naylon torbalarımızla önce Çınar'la biz kayıp gösterdik. Kızlar önce biraz istemediler. Ege abileri başta çok saçma dediyse de sonra kayma zevkini tattı. Dışardan bakınca saçma gelebilir aslında. Düğünlerde oynama olayı da dışardan bakınca saçma geliyor mesela bana. Ama önemli olan senin o an ne kadar keyif aldığın. Ne kadar çok bağırır ne kadar çok kaptırırsan kendini o kadar keyif alıyorsun. Benim karda kayma yuvarlanma kar topu savaşına tutma olayıma daha fazla kimse dayanamadı. Fotoğraf çekmek için o dakikalardan fedakarlık edemedim açıkçası. Bu foroğraflar ancak çok az bir kısmını yansıtabilir keyfimizin.
 Ece Sultan her zamanki kokoşluğuyla yakıyor ortalığı. (Bu arada gözlüğünü bizde unutmuş maalesef.)
 Çınar daha önceden deneyimli olduğundan bıraktı kendini karlara. Torbayı tutup vıınnnn....

 Ela ilk kayma denemesinde..
 Ece ilk kayma denemesinde..

 Ege bir süre sonra her tür kayma modunu denemeye başlıyor...




Asıl kısım çocuklarla benim boğuştuğumuz kısım. O fotoğraflar Tuğçe'de vardır sanırım. Ama Tuğçe'cim falsolu foto varsa aman diyim ;)) Bana kar topu atanları bir bir yatırdım yuvarladım yere. Bir baktım hepsi bana kar topu atma peşinde. Hepsini bir güzel yuvarladım ben de. Kar yerimizi kapladı. Kardan insanlar olduk hepimiz. En son nasıl yuvarlandıysam ben de kendimi durduramadım. Havuzun kenarında buldum kendimi. Yuvarlanmak çok güzel de sonra başın dönüyor kalkamıyorsun ayağa :)))

Karda oynama faslı bitince hemen göndermedik arkadaşlarımızı evimize davet ettik. En kolayından bir makarna haşladık. Kızlar sofrayı hazırlamamda bana yardım ettiler. Çatalları kaşıkları ve peçeteleri yerleştirdiler. Peynir tabağını, zeytin tabağını, nihaleyi masaya bir güzel yerleştirdiler. Çınar da en son labne kutusunu Ece'nin elinden kapmış masaya götürmek için. Annenin kızlara aferin demesine dayanamadı sanırım. ;)) Çınar hariç hepsi bir güzel yediler. Afiyet şeker olsun. (Çınar onlar gittikten sonra uçamayan ejderhayı[Ejderhanı nasıl eğitirsin] izlerken yedi yemeğini.)
Yemekten önce Avustralya oyununu oynadık. Yemekten sonra da Zıp Zıp Kurbağa oyununu oynadık. Kalabalık olunca oyunlar daha bir keyifli oluyor. Tekrar teşekkürler. Her zaman bekleriz arkadaşlar!!!

Azıcık daha fotoğraf için tık tık.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Mıknatıs

Dedesi Çınar'ın hasretine dayanamayıp yürüme gelmiş onca yolu. Dedeyle oyunlar oynadılar; Çınar'ın anlatımına göre boğuşma, araba yarışı... Önemli bir oyun-araştırma daha yaptılar. Çınar bir minik mıknatıs bulmuştu öğlen. Onunla neler metal neler değil, neler mıknatıslanıyor, neler tutuyor neler tutmuyor onları araştırdılar bütün evde. Çok güzel bir gözlem ve araştırma oldu.

Yeri gelmişken daha önce oyun grubumuzla yaptığımız bir mıknatıslı çalışmayı görmek için tık tık.
(Ne kadar da miniklermiş o zaman ;)  )

Oyunun içeriği: Makarna ve nohutların arasına saklanan metal parçalar mıknatıs yardımıyla bulunur. Küçük çocuklarla çalışırken mıknatısa çok dikkat ediniz lütfen..

Avustralya kolajı

 Meraklı Minik dergimizle Avustralya kıtasını inceledikten sonra böyle bir kolaj yapmamız kaçınılmazdı. Dergiden çıkan fazla çıkartmaları Çınar yapıştırmaya başlayınca aklıma geliverdi, dergide de farklı bir kolaj önerisi vardı. Biz elimizdeki malzemelerle bunu tercih ettik. Önce büyük bir karton, sonra açık ve koyu mavi pelur kağıtları, yeşil dosya kağıdı, bir dergi, yapıştırıcı ve makaslar..
Pelur kağıdını uzun şeritler halinde koparmak hem çok kolay hem de eğlenceli. Kağıdı tek bir yönde yırtabiliyorsun o yüzden sorun olmuyor. Bu iş Çınar'ın görevi.
Adanın dış hattını çizdim. Etrafını deniz ve gökyüzü olmak üzere pelur kağıtlarıyla doldurduk. Bulutlar da normal beyaz peçeteden. Sonra adanın yeşiliklerini yapma zamanı. Yırttığımız kağıt parçaları iki tane ağaç, bir tepe, yollar.. Sonra çıkartmalar Çınar tarafından yapıştırılır istediği şekilde.. Ağaçların birine koala birine de kuş yapıştırır. Sanırım Avustralya'da yaşayan kookaburra kuşu :))

 Balık tutmak için deniz kıyısına giden yerliler. Ve denizden başını çıkaran bir köpek balığı.. Çünkü orası okyanus!!!

Sonuçtan memnun Çınar :))

Bu sefer resmini salona asmak istedi ama... ;)